Sağlıklı günlere;
Diyerek sizlerle buluşmak istedim. Ağzımız söylese de aklımızda ‘ne zaman bitecek?’ sorusu. Evet gerçekten insanoğlunun nadir yaşadığı bir durumla karşı karşıyayız. Ülkemizde ilk olarak 10.03.2020 tarihinde tespit edilen ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11.03.2020 tarihinde Pandemi olarak ilan edilen yeni tip COVİD-19 salgını (corona virus december-2019) tüm dünyayı hala daha kasıp kavurmaktadır. Artık 25 milyona yakın vaka ve 1 milyona yakın ölüm sayılarının konuşulduğu bir tabloya sahibiz. Bu pandemi süreci insanları çok yıprattı. Başta sağlık çalışanları olmak üzere herkeste bir yorgunluk ve uzamasıyla da bıkkınlık oluşturdu. Tabi bir taraftan tüm vatandaşları aynı zamanda müthiş bir ekonomik darboğaza sokmuştur. Zaten zor olan hayat şartları, ötelenen düşük faizli krediler, kısa çalışma ödeneği, ertelenen vergiler gibi geçici fakat önümüzdeki dönemi daha da çıkmaza sokacak çözümlerle günler geçiştirildi. Üretemez hale gelen, siftahsız mekan kapatan esnaf, salgından uzun süre kapatılan işyerleri, fabrikalar, kafeler, lokantalar, kuaförler...... Sonuç, gün geçtikçe daralan ekonomi ve kepenk kapatan esnaf. Türkiye malesef bu çaresizlikler ile Dünya Sefalet Endeksinde 62 ülke arasında 4. sırada yer almaktadır.
Türkiye’de olduğu gibi ilimizde de sağlık personelleri bulaş riski altında çalışmıştır. Bizler eczanelerimizde kendi hijyen koşullarımızı sağlayarak, teması en aza indirerek önlemlerimizi aldık. Alınan önlemlere biz bilgilendirme broşürleri ve bilgi ekranlarımızla katkı sunmaya çalıştık. Yaklaşık 300 eczanemizde, 300-25m2 arası değişen fiziki koşullar altında bölgesel bir genel önlem üretmek tahmininiz üzere mümkün değildi. Her meslektaşım bakanlığın yayımladığı COVID Protokollerine göre, kendi eczanesinin şartlarında azami önlemlerini aldı. Ülkemizde bulaş oranlarına göre sağlıkçılarda bulaş, sağlık bakanlığınca %6,5 olarak açıklamıştır. Bizler en ön saflarda yer alan sağlık emekçileri olarakta maalesef bundan nasibimizi aldık. Gerek eczacılarımız gerekse çalışanlarımızın da hastalığa bulaştığını hatta hayatlarını kaybettiklerini üzülerek öğrendik. Yeri gelmişken hastalarımıza şifalar, aramızdan ayrılanlara Allahtan Rahmet, yakınlarına da başsağlığı dileklerimizi sunarım. Bu süreç bitmedi ve yakın bir sürede de bitecek gibi görünmüyor. Bizler dün başlamış yarın bitecekmiş gibi çalışmak ve buna inanmak zorundayız.
Birinci basamak sağlık hizmeti sunucusu olan biz sağlık emekçisi Eczacılar. Sağlık hizmeti sunucusu dedik, bu dönemde kısaca neler yaptık ona biraz bakalım. Kurumsal kimlik olarak bizler, meslektaşlarımızın kişisel hijyeni için materyalleri sağlamaya çalıştık. Bir arada ve dayanışmanın gücü ile bir değer üretip bunu mesleğimiz, meslektaşlarımız ve çalışma arkadaşlarımız için hizmete sunduk. Pandemi sürecini çok yakından takip eden yönetim kurulumuz birçok kez tek gündem pandemi ile bir araya gelmiştir. Pandemi sürecinde normale göre çok daha fazla ve yoğun olarak bir araya gelen yönetimimiz, oluşabilecek durumlara karşı farklı yol haritaları belirlemiştir. Dışarı çıkma yasaklarında nöbet sistemi, mesai saatlerinde kısıtlama, alınacak önlemler gibi.
Bu süreçte İl Sağlık Müdürlüğü ile sayısız toplantılara, zaman kısıtlaması olmadan katılım sağlanmıştır. İlimizde Sağlık profesyonelleri ve Mülki idare tam bir kenetlenme örneği gösterdiğini söylemeden de geçemeyeceğim. Kurulmuş olan Vefa destek gruplarına meslektaşlarımızla hizmet ve destekleri tam olarak gerçekleştirdik. Kimsesi olmayan ve ilaca ulaşamayan tüm vatandaşlarımıza ilaç hizmetinde kesinti olmadan ulaştırdık.
Süreçte gördük ki biz Türkler gerçekten dokunmayı aşırı bir iletişim yöntemi olarak kullanıyormuşuz. Geçtiğimiz günlerde en çok herhalde bir araya gelmeyi, birbirimizi, sevdiklerimiz ile kucaklaşmayı özlemişiz. Ama bugüne geldiğimiz de bu daha çok uzun sürecekmiş gibi de geliyor. Kurumsal birliktelikler de göz önüne alındığında bizlerin de belki en çok tartıştığı o oda bunu, öteki bunu yapıyor konuşmalarıydı. Evet burada belki de meslektaşlarımıza hak vermemiz gerekiyor. Üst birlikte bir yapılanma bir hareketlilik olmadan bizlerinde bir yerde durabilmesi mümkün olmamıştır. Birçok kez merkez heyetini uyarmamıza ve tüm Türkiye de tek bir uygulama birliğine gidebilmek için yaptığımız başvurularımıza sonuç alamadık. Bunun yansıması da odalar arasında yapılan uygulamaların farklılığı ve sahaya negatif yansımaları olmuştur. Bölge bileşenleri, özellikleri, coğrafyası, eczane sayısı ve ihtiyaçları gibi birkaç parametreye bakılmaksızın yargısız infazlar ne yazık ki meslektaşlarımızca yapılmıştır. Ama hem sağlık otoritesi hem de yapılan değerlendirmelerimiz ile, bizler en uygun şeklinde süreci yürüttüğümüze inanıyoruz. Bölgemizde 48 meslektaşımız 65 yaş üzeri olup, toplamda 50 yaş üzeri meslektaşlarımızın sayısı 102’dir. Bölgemiz bakıldığında yaş ortalaması yüksek bir rakamdadır. Üzülerek söylemek istiyorum ki, tüm bu risklere rağmen çalışırken, kamu otoritesince hala Covid-19 meslek hastalığı olarak ülkemizde sayılmamaktadır.
10.04.2020 tarihinden itibaren, başımıza bela olan, her adımında bizleri zora sokan maske dağıtma işi İstanbul ve Ankara’da başladı. 20.04.2020 tarihinden itibaren bizim bölgemizde de dağıtımı tüm eczanelerimiz aracılığı ile başlamıştır. Türkiye de 80.000.000 adet dağıtımı yapılan maskeleri bizim bölgemizde 1.500.000 adet eczanelerimizden yaptık. Dağıtım süreci belirsizlikler, maskelerin durumunu hepimiz biliyoruz, tam bir kaostu. Hijyen diye bir olgunun yer almadığı ve karmaşanın tam ortasında hizmet verdik. Biz tüm titizlikle kamu sağlığı ve kamu yararı için olan bu uygulamayı da kendi işimizmiş gibi sahiplenip yürüttük. Maske dağıtım süreci eczanelerimizde bulaş riskinin en üst sınırda olduğu zamanlardı. Meslektaşlarımızdan ya da çalışanlarımızdan bir hastalık durumu olmadan atlattığımız bir mucizedir.
Bu süreçte o kadar çok gelişme değişiklik oldu ki sizinle hangisini paylaşsam bilemedim. Ama geleceğimize yön verecek olan akademik odaların seçim süreçleri. Demokrasilerde genel teamül, bu tarz kurumların yasalarında yapılacak düzenlemelerin, ilgili meslek kuruluşlarının talebi ve katkısı ile gerçekleşmesidir. Aksi yöndeki girişimler meslek kuruluşlarının zayıflatılması sonucunu doğurur, bu da özellikle akademik mesleklerde, denetimin ve kamu yararının azalmasına sebebiyet verir. Ama bu durum bizim başımıza gelmez, sadece baroları ilgilendiren bir durum diyerek geri çekilmek bize, dayanışma, bütünleşme gücü ile yürüyen mesleklere yakışmamaktadır. Elimizden geldiği kadarı ile sesimizi yükseltmeye her yere ulaşmaya çalıştık. Ama süreç nafile işledi ve bu gün barolara yapılan bu işlem çok yakında bizi de beklediğine eminim. Haksız çıkmak istiyorum!
Değerli meslektaşlarım Eczacı demek; dertlerin danışıldığı, tasaların paylaşıldığı, toplumun sosyal liderleridir. Biz bu görevi sağlıkta olduğu kadar hastalıkta da üstlenmek durumundayız. Geçirdiğimiz bu günlerde dik duruş gösteren bizler, hastaların umut kapıları olduk. Pandemi ile ilgili tüm gelişmeleri bizlerin gözlerine bakarak samimiyetle öğrenmek istediler.
Örgütler dayanma değil, dayanışma yeridir.
Bir olmak için birlikte hareket etmek,
Biz olmak için birlikte düşünmek zorundayız.
Geçirdiğimiz zor günlerde, Odasına, Kooperatiflerine, Birliğine yani meslektaşına güvenen ve katkı veren tüm meslektaşlarıma en içten dileklerimle saygılarımı sunarım. Yine bu süreçte bizlerle birlikte aynı cephede savaşan, teknisyen arkadaşlarımıza da sağlık dolu günler dilerim.
Bu yolda yürürken yanımızda olan herkese teşekkürlerimizi sunar, sağlıklı günlerde sevdikleriniz ile özlediğimiz gibi sımsıkı sarılarak kucaklayacağınız günler dilerim. İyi ki varsınız…

